İncilipınar mahallesi, Ali Fuat Cebesoy Bulvarı No: 17 Adıgüzeller İş Merkezi Şehitkamil/Gaziantep

Mutsuzluk mu, Yoksa Gerçek Bir Sorun mu?

Mutsuzluk mu, Yoksa Gerçek Bir Sorun mu?

Mutsuzluk mu, Yoksa Gerçek Bir Sorun mu?

Bazen içimizde bir şeylerin eksildiğini hissederiz. Adını koymak zor olabilir. Ne tam anlamıyla üzgünüzdür ne de gerçekten mutluyuzdur. Hayat aynı şekilde akmaya devam ederken, içimizde bir şey sessizce durur. Sabahları uyanmak zor gelir. Giyinmek, dışarı çıkmak, birine mesaj atmak bile fazladan çaba ister. "Biraz moralim bozuk" deyip geçiştiririz çoğu zaman. Oysa bu, basit bir mutsuzluktan fazlası olabilir.

Depresyon çoğu zaman yüksek sesle gelmez. Hatta bazen neşeli gibi görünen yüzlerin arkasında bile sessizce büyüyebilir. Kişi, kendi içinde olanları tarif edemez hale gelir. Bir şeylerin yolunda gitmediğini hisseder ama çevresindekilere anlatmakta zorlanır. “Bu halim geçici mi, yoksa ben mi bir şeyleri abartıyorum?” diye düşünür durur. Bu sorgulama, depresyonun en yaygın eşlikçilerinden biridir.

Kimi zaman hiçbir şey yapmadan bile bitkin hissetmek, durduk yere ağlamak istemek, günün saatine göre değişen anlamsız bir hüzünle baş başa kalmak da olur. Uyuyamazsınız ya da tam tersi, sürekli uyumak istersiniz. Canınız hiçbir şey yapmak istemez ama öylece durmak da iyi gelmez. Sanki ne yapsanız yetersizdir ne olsanız eksiktir. Kendinize yüklenir, geçmişi kurcalar, hep bir şeyleri yanlış yaptığınızı düşünürsünüz. Zihniniz, sizi sizden uzaklaştıran bir yerlere götürür.

Sosyal ortamlardan uzaklaşmak da zamanla başlar. Sevdiğiniz insanlarla bile görüşmek istemezsiniz. Birinin sizi araması, bir davete gitme düşüncesi bile yorucu gelir. Oysa bir yanınız hala o eski neşeli halinize dönmek ister. Ama nasıl? Bilmiyorsunuz. İçten içe her şeyin yoluna girmesini diliyor ama buna dair umudunuzun azaldığını da hissediyorsunuz.

Bazı günler geçici bir iyilik hali gelir. “Belki de iyileşiyorum” dersiniz. Ama birkaç gün sonra aynı boşluğa geri düşersiniz. Bu döngü, zamanla umutsuzluk yaratır. Kendi kendinize "Neden böyleyim?", "Bu halim geçmeyecek mi?" diye sormaya başlarsınız. İşte o noktada aslında yalnızca kötü bir ruh haliyle değil, adı konmamış bir depresyonla karşı karşıya olabilirsiniz.

Toplumda depresyon çoğu zaman “abartı” olarak görülür. “Herkesin derdi var, seninkisi de geçer” gibi iyi niyetli ama küçümseyici sözler, kişiyi daha da yalnızlaştırabilir. Oysa depresyon, profesyonel destek gerektiren bir durumdur. Psikolojik desteğe başvurmak bir zayıflık değil, aksine yaşamı yeniden inşa etme cesaretidir. Kendini sevmeye, anlamaya, duymaya başlama sürecidir.

Eğer uzun süredir yukarıda bahsedilenleri yaşıyorsanız, bu sadece geçici bir duygu durumu olmayabilir. İçinizde bir yer, yardım çağrısı yapıyor olabilir. O çağrıyı duymazdan gelmek, her geçen gün sizi kendinizden daha da uzaklaştırabilir. Belki de artık kendinize şu soruyu sorma zamanıdır: “Bu duygularla daha ne kadar yalnız kalmak istiyorum?” Yanıtınız “yeter” ise, bu bile bir başlangıçtır.

Bazen içimizde bir şeylerin eksildiğini hissederiz. Adını koymak zor olabilir. Ne tam anlamıyla üzgünüzdür ne de gerçekten mutluyuzdur. Hayat aynı şekilde akmaya devam ederken, içimizde bir şey sessizce durur. Sabahları uyanmak zor gelir. Giyinmek, dışarı çıkmak, birine mesaj atmak bile fazladan çaba ister. "Biraz moralim bozuk" deyip geçiştiririz çoğu zaman. Oysa bu, basit bir mutsuzluktan fazlası olabilir.

Depresyon çoğu zaman yüksek sesle gelmez. Hatta bazen neşeli gibi görünen yüzlerin arkasında bile sessizce büyüyebilir. Kişi, kendi içinde olanları tarif edemez hale gelir. Bir şeylerin yolunda gitmediğini hisseder ama çevresindekilere anlatmakta zorlanır. “Bu halim geçici mi, yoksa ben mi bir şeyleri abartıyorum?” diye düşünür durur. Bu sorgulama, depresyonun en yaygın eşlikçilerinden biridir.

Kimi zaman hiçbir şey yapmadan bile bitkin hissetmek, durduk yere ağlamak istemek, günün saatine göre değişen anlamsız bir hüzünle baş başa kalmak da olur. Uyuyamazsınız ya da tam tersi, sürekli uyumak istersiniz. Canınız hiçbir şey yapmak istemez ama öylece durmak da iyi gelmez. Sanki ne yapsanız yetersizdir ne olsanız eksiktir. Kendinize yüklenir, geçmişi kurcalar, hep bir şeyleri yanlış yaptığınızı düşünürsünüz. Zihniniz, sizi sizden uzaklaştıran bir yerlere götürür.

Sosyal ortamlardan uzaklaşmak da zamanla başlar. Sevdiğiniz insanlarla bile görüşmek istemezsiniz. Birinin sizi araması, bir davete gitme düşüncesi bile yorucu gelir. Oysa bir yanınız hala o eski neşeli halinize dönmek ister. Ama nasıl? Bilmiyorsunuz. İçten içe her şeyin yoluna girmesini diliyor ama buna dair umudunuzun azaldığını da hissediyorsunuz.

Bazı günler geçici bir iyilik hali gelir. “Belki de iyileşiyorum” dersiniz. Ama birkaç gün sonra aynı boşluğa geri düşersiniz. Bu döngü, zamanla umutsuzluk yaratır. Kendi kendinize "Neden böyleyim?", "Bu halim geçmeyecek mi?" diye sormaya başlarsınız. İşte o noktada aslında yalnızca kötü bir ruh haliyle değil, adı konmamış bir depresyonla karşı karşıya olabilirsiniz.

Toplumda depresyon çoğu zaman “abartı” olarak görülür. “Herkesin derdi var, seninkisi de geçer” gibi iyi niyetli ama küçümseyici sözler, kişiyi daha da yalnızlaştırabilir. Oysa depresyon, profesyonel destek gerektiren bir durumdur. Psikolojik desteğe başvurmak bir zayıflık değil, aksine yaşamı yeniden inşa etme cesaretidir. Kendini sevmeye, anlamaya, duymaya başlama sürecidir.

Eğer uzun süredir yukarıda bahsedilenleri yaşıyorsanız, bu sadece geçici bir duygu durumu olmayabilir. İçinizde bir yer, yardım çağrısı yapıyor olabilir. O çağrıyı duymazdan gelmek, her geçen gün sizi kendinizden daha da uzaklaştırabilir. Belki de artık kendinize şu soruyu sorma zamanıdır: “Bu duygularla daha ne kadar yalnız kalmak istiyorum?” Yanıtınız “yeter” ise, bu bile bir başlangıçtır.

“Sizi en kısa sürede arayalım. İlk adımı birlikte atalım.”